M e r h a b a ! Finallere uğraşırken kafamda da bin tane şey varken buraya yazı yazmak istemedim. Hatta o ara bir tarif denedim: Instagram’a Reels’i buraya da tarif ve fotoğrafları gelecekti fakat teknik sorun meydana geldiği için ve tarif de içime sinmediği için vazgeçtim. Sonra yazı yazma moduna da bir türlü giremedim buraya da zoraki bir şey yazmak istemedim. Ardından bir baktım Ocak ayı bitmiş neden bu ay neler okuduğumu, izlediğimi, yeni cilt bakım rutinlerimi,ürünlerimi ve daha bir çok şeyi sizlere anlatmıyorum diye düşündüm.
Aslında okulumda sınavlarım bitmişti ama geçen haftasonu açıktan okuduğum 2. üniversitemin sınavları olunca onlarla uğraştım bir süre. Finallerim bittiğinden beri de yani 4-5 gündür sanırım kafa olarak da rahatladığım için bütün gün sadece ama sadece yattım, çok ciddiyim. Yatmadığım zamanların haricinde de bol bol kitap okudum ve dizi izledim , dergi karıştırdım, cilt bakımı yaptım.
BAKIM
Ben aslında evde kalıp makyaj yapmadığım bu dönemde cildime biraz daha önem vermeye başladım. Cildim hangi cilt bakım ürününü sevdi, neyin faydası oldu, neyin olmadı çok iyi bir şekilde gözlemleyebildim aslında. Hatta geçen evde aleo veralı, limonlu ve sulu bir cilt bakım toniği yaptım daha yeni yaptığım için bununla ilgili net bir düşüncem yok. O zaman yazımıza başlıyorum.
- Bioderma Sebium Foaming Gel

Aslında bunu kullanmaya başlayalı çok uzun bir süre olmadı ama keşke daha önce kullanmaya başlasaydım dediğim bir ürün oldu. Çok sevdim kokusunu ve cildimdeki hissini. Eğer karma cilt tipine sahipseniz gerçekten bayılırsınız. Bendeki tek sorunu burun çevremi çok kurutması oldu ama düzenli nemlendirmeyle bu sorun halloluyor. Yanındaki yüz temizleme cihazı da gerçekten her kullandığımda gerçekten yüzümü tam anlamıyla temizlediğimi hissettiren bir cihaz. Olmazsa olmaz değil tabi ama iyi hissettiren bir cihaz. Bioderma’nın bu Sebium’un bir de kremi var yine aynı isimde fakat ben kullanmayı tercih etmedim. Sonuç olarak benim için bu ayın en çok değer gören ve sevilen cilt bakım ürünlerinden olduğu kesin.
- Sarı Kantaron Yağı

Önceden kullandığım bir yağdı aslında fakat nedensiz bir şekilde aniden kullanmayı bırakmıştım. Son zamanlarda da cildimde sınavlarında verdiği stresle sivilceler çıkıp bir de kuruyunca yakın arkadaşımın önerisiyle yeniden kullanmaya başladım. Genel olarak cildinize böyle bir bitkisel yağ sürdükten sonra uzmanlar pek gün ışığına çıkılmasını önermiyorlar ciltte kalıcı lekelere sebebiyet verilebiliyormuş dolayısıyla bende hazır evdeyken bu süreçte yeniden denemenin faydalı olabileceğini düşündüm. Şuanlık her şey yolunda cildime de iyi geldiğini hissediyorum.
KİTAPLAR

Geçtiğimiz yazılarda da bahsettiğim gibi yılbaşı öncesinde tekrar kitap okumaya başlamışken bu alışkanlığımı hiç kaybetmeden sürdürmeye karar vermiştim. İstediğim gibi de oldu aslında bu ayın planlarını yaparken ‘3 kitap bitirmeliyim’ diye not almıştım ve okudum. Kitapları şöyle bir anlatacak olursam eğer;
- Osho- Hayata Aşk Mektupları
Osho zaten benim sevdiğim yazar yazdığı kitaplar olsun meditasyon ve yogayı anlatış tarzı olsun tam bir başucu kitabı. Fakat bu kitabını Osho kendisi yazmamış derlenmiş bir kitap, şöyle ki Osho’nun çeşitli yerlerde çıkıp insanlara anlattığı şeyler yazı haline getirilip toplanmış. Ben bu kitaba başlayalı çok uzun bir zaman olmuştu dediğim gibi başucu kitabı olduğu için biraz bitirmesi Ocak ayına kısmet oldu.
- Virginia Woolf- Kendine Ait Bir Oda
Bu kitabı nasıl anlatacağımı bilmiyorum aslında. Tek kelimeyle olağanüstü bir kitap, okuduktan sonra varolan feminist hislerim inanılmaz arttı ve beni bir süre üzerinde düşünürdü. Kadınlarla ilgili yazılabilecek her şey; kadın ve edebiyat, kadın ve eğitim, kadın ve kadının kendine ait bir odası olması inanılmaz bir şekilde anlatılmış. Hatta öyle ki bu kitaptan sonra Virginia Woolf’un Deniz Feneri adlı kitabını da merak edip aldım.
- Tezer Özlü- Kalanlar
Tezer Özlü tanıdığım ve bildiğim bir yazar değildi aslında. Bir ara Türk Edebiyatından yazarların ya da şairlerin kitaplarını okuyayım diye düşünürken bilmeden almıştım ama okudukça hayatında ne kadar çok acı biriktirdiğini anladım bu yüzden de bende bir bakıma Sylvia Plath’i andırdı. Tabi Sylvia Plath gibi intihar etmemiş ama çektikleri acılar ve yazım tarzlarını benzettim biraz. Tezer Özlü’nün bu kitabını aslında Almanca yazmış ve aslında kitabı derleyip çeviren kişi de arkadaşı. Bu yüzden ölmeden önceki son eseri de denilebilir.
- Jane Austen- Aşk ve Gurur
Aslında kitabın orjinali “Pride and Prejudice” yani “Gurur ve Önyargı” fakat bizde sanıyorum içinde aşkta olduğu için “Aşk ve Gurur” demişler gerçi şimdilerde “Gurur ve Önyargı” olarak satılıyor ben alalı bir hayli olmuştu. Bu kitaba da başlayıp bir türlü devamını getirememiştim ve kalmıştı öylece ama okuduktan sonra nasıl okumamışım diye kendime çok kızdım, kesinlikle çok beğendiğim bir kitap. Aşkta gurur ve önyargı başka nasıl anlatılırdı bilmiyorum.
İZLEDİKLERİM
Öncelikle yeni izlediğim bazı filmler için umarım linç yemem. Fimlerde pek sorun yok ama dizilerden bir tanesi beni ciddi hayal kırıklığına uğrattı. O zaman haydi başlayalım bu kısma da.
- Matrix

Matrix’in 1 ve 2. sini hayatımda ilk kez bu ay izlemiş oldum biraz geç kalınmış tabi ama geç olsun güç olmasın, bayıldım! Oldukça hoşuma gitti gerçekten keşke daha önce izleseymişim dedim. Hala izleyemenler varsa koşun hemen izleyin.
- Pride and Prejudice

Tabikii kitabını okuduktan hemen sonra gidip filmini de izledim. Kitabı okurken kafamda kurduğum etkiyi vermese de yapılabileceğin en iyisi yapılmış sanırım. Bu arada ilk Pride and Prejudice filmi 1995 yılında çekilmiş, bu çekilen 2. film.
- Queen’s Gambit

Satrançla aram çok iyi değil ama bir dizi satrançla ancak bu kadar güzel anlatılırdı ki başrolün kadın olması daha bir hoşuma gitti. Aynı zamanda dizinin eski zamanda geçiyor olması, bunun kıyafet ve ortamlarla da izleyiciye verilmesi bence güzeldi.
- Bridgerton

İngiltere’nin bu baloları ve eski yaşam tarzları hep ilgimi çeker bu yüzden bu diziyi de görünce baya bir merak edip izledim ve hoşuma gitti aslında beğendim sadece bazen kızın davranışlarına deli oldum. Tam çerezlik bir dizi oturup maksimum 2 günde bitirme garantili.
- Winx Efsanesi: Kader

Baya baya hayal kırıklığıydı ya ve izlemek de zaman kaybıydı bence. Neresinden bakarsan bak çok kötüydü Stella çok yaşlı duruyordu, Tecna ve Flora yoktu. Tip olarak benzettikleri tek kişi Bloom’du sanırım. Var olan senaryoyu neden bu kadar değiştirmişler onu anlamadım.
Bu ay okuduğum, izlediğim şeyler ve bakımlarım bunlardı. Bunların dışında bol bol tarif denedim yukarda da yazdığım gibi, hatta geçen bir limonlu cheesecake tarifi denedim ki gerçekten harika oldu bir dahaki yapışımda buraya tarifi gelecek net.
Umarım bu yazı hoşunuza gitmiştir bu yazı serisinde bir sonraki ay görüşürüz !


Yorum bırakın